Erdoğan'la mücadele emperyalizmle işbirliğini meşrulaştırmaz

TKP Genel Sekreteri Halkweb'e konuştu
Erdoğan'la mücadele emperyalizmle işbirliğini meşrulaştırmaz

TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan 1 Eylül'de halkweb’e konuştu. Türkiye gündemini ve siyasetini değerlendiren Okuyan “Laikliği savunmak neredeyse faşistlikle özdeşti. Türkiye’de dinselleşmeyi bütün boyutlarıyla ve bütün aktörleriyle karşısına almak durumunda.” ifadelerini kullandı.

CHP’nin adalet kurultayı sol çevreler tarafından yoğun bir biçimde tartışılıyor ve eleştiriliyor. En son kurultayda risale-i nur’dan bölümlerin okunduğu bir görüntü yayınlandı. Tüm bu yaşananlarla birlikte, genel olarak adalet kurultayını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de solun CHP’nin komiseri olmaya, noter memurluğunu yapmaya soyunması başlı başına bir tuhaflık. Devrimcileri bırakın, başka bir siyasi yapının başka bir siyasi yapı ile ilişkisi eleştiri, teşhir, polemik, dayanışma gibi unsurları barındırabilir. Ancak başka bir siyasi partiye not vermek yakışıksız bir tutumdur. Bunu uzun bir süredir Türkiye sağı yapıyor ve sola akıl vermeye kalkıyor. Yandaş kalemlerin önemli bir bölümü bazı solcuların basiretsizliğinden yararlanarak yüzsüzce sola “şöyle davranın, böyle davranmayın” diyebiliyor yıllardır.

CHP’nin solunda olduğunu iddia edenlerin CHP’yi içeriden değerlendirmeye kalkmaları gerçekten tuhaf. Dediğim gibi eleştirirsin, teşhir edersin ya da dersin ki, “biz bu konuda CHP ile birlikte hareket ediyoruz”. Ama bunun ötesinde sürekli olarak CHP’ye ayar vermeye kalkmanın iç içe geçen iki nedeni olabilir. Birincisi kendinden umudu kesmek. Türkiye’de sol bir CHP’ye bir HDP’ye, bazen de ikisine birden bakıyor. Stratejisini bu iki hareket üzerine kuruyor. İkincisi yine bununla bağlantılı, başka bir öznenin içindeki dengelere yerleşmek, orada hayat bulmak. Kuşkusuz adı geçen partiler de buna çanak tutuyor. Her iddialı hareket, kendi dışındakileri kendi varlığına bağlamaya çalışır. Burada sorun Türkiye solunda.

Adalet Kurultayı’na gelecek olursak. CHP’nin laiklik ilkesini hiçbir zaman tutarlı bir biçimde savunmadığını söylemek zorundayım. Kuşkusuz AKP ile birlikte laiklik hızla aşındırıldı. CHP’nin bu konuda ciddi bir direnç oluşturmadığı açık. Burada herkes Kılıçdaroğlu dönemini hatırlıyor ama AKP dinselleşmesine koşut açılımların CHP’de Deniz Baykal döneminde başladığı unutuluyor. Kılıçdaroğlu bunu devam ettirdi.

Bütün bunlarla Türkiye solcusu yıllarca ilgilenmedi. Bugün aniden herkes laik duyarlılıklar geliştiriyor. 2000’lerin ilk on yılında laikliği savunmak neredeyse faşistlikle özdeşti. Dün HDP’nin Said-i Nursi açılımlarına ses etmeyenler bugün CHP’ye “bunu nasıl yaparsınız” diye hesap soruyor. Oysa düzen dışı, düzen karşıtı sol CHP’ye “şöyle yap, böyle yapma” demek yerine Türkiye’de dinselleşmeyi bütün boyutlarıyla ve bütün aktörleriyle karşısına almak durumunda.

Kurultay’daki alkol tartışmalarına da değinmek istiyorum. Bu çaptaki bir organizasyonda alkol yasağı son derece doğaldır. Bu yasağa uymayanların CHP’den ihracı ya da başka yaptırımlar da CHP’nin iç işidir. Düne kadar kendi örgütlerinde her türlü alkol kullanımına  yasak koyanların, kadın-erkek ilişkilerinde ilginç standartlarla hareket edenlerin CHP’ye özgürlükçü eleştiriler yöneltmesi de tuhaf.

Özetle şunu söylemek istiyorum. CHP bir düzen partisi olarak belli bir stratejiyle hareket ediyor. En azından Kılıçdaroğlu’nun artık bir stratejisi olduğunu düşünüyorum. Başka bir sol hareket bu stratejinin parçası olmak istiyorsa, bunu açıkça ilan eder, CHP ile görüşebiliyorsa görüşür ve uygun bir koordinata yerleşir. Bunun dışında “hoop sağa kaydın, azıcık sola çek” türünden müdahaleler siyasal olarak bir işe yaramaz, etik de değil.

Adalet kurultayındaki tabloya bakarak, CHP’nin 2019 Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili bazı tahminler yapılıyor ve görünen o ki sağ cenahtan devşirme bir aday çıkarılacağı yönündeki ihtimaller ağır basıyor. CHP tüm bu ihtimallerin dışında soldan bir ismi aday gösterirse desteklemeyi düşünür müsünüz?

Sağ ve sol kavramlarının içi boşaltıldı. O yüzden bu soruya ihtiyatla yanıt vermek zorundayım. Defalarca söyledik, Kılıçdaroğlu bugün AKP’ye, AKP’nin muhalefetine oynuyor. Kendi stratejisi açısından haklıdır. AKP muhalefeti, Akşener ve HDP Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı alt etme stratejisinin unsurları. Bütün bu kesimleri solcu bir adayla yan yana getirmek olanaksız. Burada bizim anladığımız anlamda bir soldan söz etmiyorum, düzen sınırları içinde sol olarak tanımlanan isimlerden söz ediyorum. Bu bile düşük olasılık.

Bu düşük olasılık gerçekleştiğinde TKP’nin tutumu ne olur sorusuna erken yanıt vermek istemem. Ancak Türkiye Komünist Partisi, bugünkü sömürü düzenine, emperyalizme, gericiliğe ikirciksiz karşı olan bir parti olarak, Kılıçdaroğlu’nun şimdilik merkezinde durduğu bu stratejinin hiçbir biçimde parçası olmayacaktır. Erdoğan’la mücadele AKP felsefesine, Alman emperyalizmine, ABD içindeki bir kanada, Türkiye gericiliğine eklemlenmeyi meşrulaştıramaz.

TKP 2019 seçimlerinde nasıl bir politika yürütmeyi düşünüyor?

TKP öncelikli olarak 2017’nin kalan kısmını, 2018’i iyi değerlendirmek istiyor. Bugünkü dengelerle 2019’a girilmemesi, emekçi halkın örgütlenmesi gerekiyor. Bunun imkanları var. TKP bu imkanları sonuna kadar değerlendirecek. 2019’da seçim olmayabilir bile. Bölgemiz kaynıyor. Ayrıca seçimin yalnızca sandık olmadığı, defalarca ortaya çıktı. Erdoğan kaybetmeyi göze alamaz. Bütün bunlara hazırlıklı olunmalı. Örgütsüz bir halk asla kazanamaz. Bunun dışında TKP’nin 2019’daki seçimlerle ilgilenmeyeceğini elbette söyleyemeyiz. Tersine, TKP bugünkünden çok daha iddialı bir parti olacak kısa süre içinde.

Yaşamın tüm alanları dincilik ve gericilikle kuşatılmış durumda. CHP’nin adalet kurultayında dahi bunun etkisi açıkça görülüyor. Gericiliğe karşı aydınlanma hareketi toplumun laik kesimleri için bir alternatif oluşturacak mı ve bugüne dek yaptığı çalışmaları başarılı buluyor musunuz?

Aydınlanma Hareketi bir örgüt olarak yola çıkmadı. Gericiliğe karşı mücadeleye zemin hazırlayan, deyim yerindeyse lojistik destek veren, halkı aydınlatan bir merkez ve bu merkez etrafında örülen bir iletişim ağı oluşturmak hedeflendi. Bu anlamda ciddi bir çalışma yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Örneğin zorunlu din dersi dayatmasına karşı siyasi ve hukuki bir mücadele veriliyor ve birçok aile çocuğunu bu dayatmadan Aydınlanma Hareketi’nin yardımıyla korumayı başardı. Kimliklerdeki din hanesine karşı benzer bir çalışma yürütülüyor. Aydınlanma Hareketi’nin broşürleri, gazeteleri insanlara gerici dayatmalara, politikalara karşı nasıl mücadele edilebileceğine ilişkin ciddi bir kılavuz işlevi görüyor. Bu çalışma önümüzdeki dönem daha da yoğunlaşacak ve daha geniş bir kesime ulaşacak.

2019 seçimleri için Türkiye’nin kırılma noktası diyorlar ve rejim değişikliğinin tamamlanarak İran’dan daha kötü bir yönetimle karşılaşılacağımız yönünde yorumlar yapılıyor. Türkiye’deki devrimciler İran’daki yoldaşlarıyla aynı kaderi mi paylaşacak?  

Türkiye’yi başka bir ülkeyle kıyaslamak yanlış. Türkiye İran da olmaz, Suudi Arabistan da. Burada İran kadar kötü olmaz anlamında bir şey söylemiyorum. Şu anda bazı açılardan çok daha kötüyüz. Bir kıyaslama yanlış. Uluslararası koşullar 1979’dan farklı, Türkiye’deki siyasi dengeler farklı, Türkiye kapitalizminin gelişkinlik düzeyi farklı. Söz gelimi İran’da mollaların ülkenin gelişmiş kentlerindeki ağırlığı çok fazlaydı. Türkiye’de ise AKP en fazla kent merkezlerinde zorlanıyor ve artık belli oldu ki Erdoğan’ın kafasındaki Türkiye’yi büyük kentler, o kentlerin merkezlerinde yaşayanlar mümkün değil kabul etmeyecek.

Ancak bu demek değil ki, Türkiye’de tehlike yok. Bana göre en büyük tehlike bugünkü rezaletin kabul edilmesidir. Daha da fenası gelir diye bugünkü gericiliği kabullenmenin halkımız için büyük yıkım olduğu açık. Peki, bu kabullenmenin kaynağında ne var? Bu kabullenmenin kaynağında bugünkü sömürü düzeni ile gericilik arasındaki bağlantıyı bir türlü görememe var. Türkiye’de kapitalizm hüküm sürdükçe Türkiye’nin başı derttedir. Kapitalizm sürsün ama Türkiye laik olsun. Kapitalizm sürsün ama Türkiye bağımsız olsun. Yok, böyle bir dünya!