Emekçilerin bildirgesi

Emekçilerin bildirgesi

Ülkemiz bir karanlığın içindedir.

Kız çocukları tecavüze uğramakta, zorla evlendirilmekte, diri diri yakılmaktadır.

Madenlere bir somun ekmek için girenlerin ölümle kovalamaca oynadıkları, insanların sıcak bir yatakta değil, zalim bir bombanın ya da sınır ötesinden gelen roketin ateşinde ölmeyi bekledikleri bir ülkedeyiz.

Gençlerinin üçte biri işsiz; çalışanların üçte biri, kadın çalışanlarınsa yarısı kayıtsız ve güvencesiz.

İş bulma umudunu tamamen yitirdiği için artık aramayı da bırakmışları işsiz saymıyor Milli İstatistik Kurumumuz! Buna rağmen resmi işsiz sayısı 3 milyonu çoktan geçti.

15 yaşın üzerinde olduğu halde okuma yazma bilmeyenlerin sayısı 7 milyonun üzerinde!

2015 yılında çalışırken ölen, yani işyerinde patronların kâr hırsıyla cinayete kurban giden işçilerin sayısı en az 1730 olarak duyurulmuştu. 2016’da ekmek kavgası verirken yaşamını yitiren işçilerin sayısı 2 bini buldu.

Fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde ve gökdelenlerde çalışan ya da bir okulda okuyan kişi sayısı kadar hiçbir işi olmayan insan var ülkemizde. Yani, çalışabilir nüfusun yarısı herhangi bir işte çalışmıyor, herhangi bir eğitim-öğretim kurumuna devam etmiyor.

Yine de üç çocuk yapın diyorlar. Saçma ama böyle: İşsiz sayısının artması onları zenginleştiriyor. Çünkü sokaktaki işsizlik sayesinde işçiyi daha ucuza çalıştırıyorlar. “Dışarda o kadar işsiz varken” şantajıyla işçiyi köleliğe razı ediyorlar. İş bulabilen bulduğuna dua etsin, karın tokluğuna çalışsın diye doğum kontrolüne karşı çıkıyorlar.

İşçiler, en ufak bir hak arayışına girdiklerinde, aylarca verilmeyen maaşlarını istediklerinde ya da “alın terimizin hakkını vermezseniz çalışmıyoruz” dediklerinde karşılarında devlet zorunu buluyorlar.

Grev yapamazsın, yasak. Patronun kapısına dayanıp 3 aydır ödenmeyen maaşını istemek suç. Atıldığın fabrikanın kapısına çadır kurup işini istiyorsan, teröristsin!

Bu karanlık, emeğiyle geçinen, alın terinden başka zenginliği olmayan, çalışmadığında aç, önüne konulan köleliği seçmediğinde işsiz kalanlar için. Malı mülkü, sermayesi olanlar için hayat güzel.

Başkalarını sömürerek, onların sırtından zenginleşiyorlar. Karın tokluğuna çalıştırdıkları işçilerinin ürettiklerine el koymak yetmiyor bir de vurgunculuk yapıyorlar.

Doları yükselmeden alıyor, düşmeden satıyorlar. Eve, arsaya “yatırım” yapıp, emlak zengini oluyorlar. Bir kısım insansa, zengin sınıfların ayak işlerini yaparak onlar için yasalar çıkartıp, ihaleler dağıtarak zenginlere katılıyor.

Evet, siyasetçi takımı da zengin sınıfların bir parçası. İlan ettikleri OHAL bile asıl meyvesini yasaklanan grevlerle veriyor. “OHAL’deyiz” diyerek aylarca maaşını alamadığı için direnişe geçen işçi aç karnına işinin başına sürülüyor. OHAL kararnameleri patronların siparişiyle çıkartılıyor. Başka herhangi bir ülkede milyonlarca insanı sokağa dökecek düzenlemeler OHAL kararnameleri ile yapılıyor.

OHAL bile patron sınıfına çalışıyor.

Fethullahçı iş adamlarının fabrikalarına el konulduğunda da yine sokakta kalan işçi oluyor. Fethullahçılar “ya sabır” diyor sineye çekiyor. Onlar “nasılsa uluslararası mahkemeler holdinglerimizi bize geri verecek” diye gün sayarken, işçiler işsiz kalıyor, aç kalıyor.

Evet, halkın ezici çoğunluğu iş bulabilirse sürünüyor, işsiz kalırsa batıyor.

Birileri dolardan, arsadan, ihaleden, tahvilden, hisse senedinden zenginleşirken emekçi çoğunluk alın terinin karşılığında sömürücülerden koparabildiği ücretle kredi kartı faizlerini ödüyor.

Türkiye zengin bir ülke.

Türkiye kaynakları bol bir ülke.

Türkiye güçlü bir ülke.

Ve bunların hepsi emekçilere değil; patronlara, asalak sınıflara yarıyor.

Emekçiler karın tokluğuna çalışıyor, yoksullar zenginleri korurken ölüyor, yoksullar savaşa yollanıyor, işçiler işsiz kalıyor, yoksullar çaresizce tarikat yurtlarına yolladıkları çocuklarının cenazesini kaldırıyor.

Dümende zenginler var, zenginlerin adamları var; ülkeyi bir fırtınadan ötekine sürükleyip duruyorlar.

Ülkeyi yönetenler, emekçilere dümende yaptıkları işin aslında ne kadar zor olduğunu anlatıyorlar.

Dört bir yanı düşmanlarla çevrili ülkenin dümenini onlar tutmasa, ülke sanki batacak!

Onlara kalırsa yoksullara, emekçilere düşen; milli selametimiz için, büyük Türkiye için, milletçe kalkınıp dünya lideri olabilmemiz için emekçilerin sırtından geçinen bu asalak sınıfın bir dediğini iki etmemek!

İşler iyice karıştığında, halkın yönetenlere güveni kalmadığında, işsizlik, yoksulluk, cehalet ve haksızlık, insanların canına tak ettiğinde...

Mutlaka bir yedek oyuncu bulunuyor!

Kardeşler,

Halk kendi işini kendisi yapmadığı, işçiler, emekçiler ülkenin dümenini kendi ellerine almadığı sürece böyle olur.

Bir yağmurdan kaçıp, bir doluya tutuluruz.

Oysa bu karanlıktan çıkışın yolu var.

Oysa bu karanlıkta yol almanın, karanlığın sonunu bulmanın, karanlığa direnmenin yolu var.

Emekçilerin omuz omuza verecekleri mücadele, paranın saltanatı karşısında oluşturacağımız büyük emek kardeşliği bize yol gösterecektir.

Türkiye Komünist Partisi, işçi sınıfının partisidir. İşçi sınıfı adına ülke ve dünya meselelerine müdahale eder. İşçi sınıfının emekle ve mücadeleyle birikmiş, tertemiz, adaletli ve vicdanlı dünya görüşünü ülke ve dünya meselelerine uygular.

Türkiye Komünist Partisi, işçi sınıfını bugünün sorunlarına vakit kaybetmeden müdahale etmeye çağırıyor.

Emekçiler, her konuda söz söylemeli, karanlığı yırtmak için her alanda gücünü göstermelidir.

En çok da kendi hakkını almayı bilmeli, alın teriyle ayakta duran kendi sınıf kardeşleriyle omuz omuza verebilmelidir.

Emekçileri Türkiye Komünist Partisi saflarında emeğin örgütlü mücadelesine katılmaya çağırıyoruz.

Emeğimize, alın terimize, insanlığımıza sahip çıkıyoruz.

Emekçilerin Bildirgesi ile, hemen bugün bulunduğumuz her yerde arkasında duracağımız, gerçekleştirilmesini isteyeceğimiz ve gerçekleşmesi için omuz omuza vereceğimiz isteklerimizi duyuruyoruz.

Emeğin, alın terinin, insanlığın sözü geçecek.

Karanlığın güçleri, sömürücü asalaklar kaybedecek.

Kurtuluş için omuz omuza veren emekçiler olarak ilan ediyoruz ki:

1.               Tüm kredi borçlarının, kredi kartlarında birikmiş banka borçlarının faizleri ve gecikme cezaları silinmeli, faizsiz olarak ertelenmelidir.
GEREKÇE: Çalışanlar, köleliğin yeni zinciri, zulmün yeni kırbacı olan kredi batağından çıkarılmalıdır.
Faiz günah mı değil mi diye yıllarca konuştular. Emekçileri adım atamaz hale getiren, her türlü haksızlığa, zulme, tacize boyun eğmek, işini kaybetmemek için gıkını çıkartmamak zorunda bırakan kredi kartı borçları bir yandan birikmeye devam etti. Haksız kazançtır, şantajdır, zulümdür! Bu zulmü durdurmak için harekete geçeceğiz.

2.               Çocuk işçiliği engellenmeli, yoksul emekçileri çocuklarını okula göndermek yerine çalıştırmak zorunda bırakan koşullar değişmeli, emekçilerin çocuklarını sağlıklı bir biçimde yetiştirmeleri, çocukların eğitim almaları sağlanmalıdır.
GEREKÇE: Çocuk işçiliği yasak. Yasalara rağmen, gizli ve yasa dışı yollarla 7 yaşında çocukları bile çalıştıranlar, artık yasaları değiştirerek çocuk işçiliğini neredeyse yasal hale getirme yoluna girdi.
Çocuk işçiliği engellemek, çalıştırılan çocukların okullarına yollanmasını sağlamak için yapacağımız çok şey var.
Çocuk işçiliğine göz yummak insanlık suçudur. İşçi sınıfına ihanettir. Emekçi aileleri yoksulluk yüzünden, ailecek hayatta kalabilmek için çocuklarını çalıştırıyor. Emeği ile geçinenlerin çocuklarının parasız, bilimsel ve laik eğitim kurumlarına devam etmesi, beslenmesi ve sağlıklı kalması sağlanmalıdır.
 

3.               Tüm konutlarda elektrik ve ısınmak için gerekli enerji (doğalgaz vs.) karşılıksız olarak sağlanmalıdır.

GEREKÇE: Vergi afları, teşvikler, geri ödenmeyen krediler... Devletin sermayedarlara yaptığı değer transferinin haddi hesabı yok. Emekçilerin temel ihtiyaçlarını, yani hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları en basit, en küçük harcamayı onlardan sakınmak suçtur bize göre.
“Üç çocuk yapın” diyorsanız, “nüfusumuz en büyük gücümüzdür” diyorsanız, buna karşı çıkamazsınız: Yaşamak için gerekli temel iki ihtiyaç, insanca yaşayacak şekilde sağlanmalıdır. İşçi, kaldığı konutta elektriğe para vermemeli, ısınmak için fatura ödememelidir.
 

4.               İşsizliğin de, devlet borçlarındaki artışın da, devletten beklediğimiz tüm temel hizmetlerin paralı hale getirilmesinin de önemli nedenlerinden biri özelleştirmelerdir. Her biri ayrı birer soygun, ayrı birer yağma olarak gerçekleşmiş özelleştirmeler geri alınmalıdır. Yeniden devletleştirilen işletmeler için tek kuruş verilmemeli, TÜPRAŞ’ı üç yıllık kârı karşılığı alıp 10 yıl işletmiş olanlara “ceza kesmiyoruz, üstü kalsın” denilmelidir.

GEREKÇE: Devlet içindeki ortaklarından yararlanıp devleti soydular. Şimdi aslında halkın malı olan bu zenginlikler geri alınacak.
Alınacak ki, devlet yağmalanan zenginliklerini işçiye hastane, çocuklarına okul olarak geri döndürsün. Kâr hırsıyla gözü dönmüş patronların işten attığı işçiler işlerine kavuşsun.
 

5.               Zorunlu bireysel emeklilik sigortası soygunu durdurulmalıdır. Son çıkan KHK yürürlükten çekilmeli, zorla ödetilen prim varsa geri verilmelidir.
GEREKÇE: Kriz zamanında emekçileri biraz daha soyup, biraz daha yoksullaştırıp, patronları kurtarmak için yapmayacakları yok. Bireysel Emeklilik Sigortası bunun en çirkin, en ucuz yollarından birisi. Geleceği belirsiz, iş güvencesi olmadan çalışan, yaşlanıp çalışamaz hale geldiğinde sahipsiz kalacağı neredeyse kesin olan emekçilere her ay zorla prim ödettirip, buna da “bireysel emeklilik” gibi bir isim takmak soygunculuktur.
Bu soygunu durduracağız. Sınıf kardeşlerimizin kandırılmasına engel olacağız.
İlk adımımız, ülke çapında hiçbir işçinin önüne konulan primi ödememesi, gönüllü görünen sisteme zorla dahil olmaması için yapacağımız çalışma olacaktır.
 

6.              Türkiye’nin göçmen işçi gerçeğine sırtımızı dönmeyeceğiz. Göçmen işçilerin, haklarını almalarını sağlayacak, kanun dışı kölelik koşullarında çalıştırılmalarına izin vermeyeceğiz.
GEREKÇE: Artık bizim de “yabancı işçilerimiz” var.
Suriye’de kışkırtılan iç savaştan kaçan milyonlarca insan Türkiye’ye yerleşti.
Suriye’den gelenlerin bir kısmı emperyalistlerin ve gericiliğin kışkırttığı savaşta bizzat rol almıştı. Bir kısmı kan döktü. Bunlar zaten yine ağababaları tarafından kollanıp beslenecekler. İstihbarat örgütleri, mafya ve kaçakçılar bu “göçmen kan dökücülere” kol kanat gerecek. Onlarla tek işimiz hesap sormak olabilir.
Ama yüzbinlerce, milyonlarca Suriyeli çaresizlikten yurdunu terk etmek zorunda kaldı.
Şimdi onları tüm dünyada, özellikle de ülkemizde bekleyen ucuz iş gücü olmak.
Çocuk işçiliğin de önemli bir kaynağı Suriyeliler.
Göçmen işçilerin artık işçi sınıfımızın önemli bir gerçeği olduğunu unutmayacağız.
Yabancı işçiye düşmanlık sadece patronların, sömürücülerin işine yarar.
İşimizi elimizden alan, zaten az olan ücretlerimizi daha aşağıya çeken Suriyeli işçiler değil. Onları da, bizi de sömüren patronlar!
Artık bir yurdu olmayan, çocuklarıyla birlikte ülkemizi yurt bellemeye hazırlanan Suriyeli işçilere sahip çıkacağız. Gerici yobaz çetelerinin kucağına bırakmayacağız. Haksızlığa uğramalarına izin vermeyeceğiz.
 

7.              İşçi cinayetleri durdurulacak.   

GEREKÇE: İşçiler öldürülüyor. İşyerlerinde malzemenin güvenliği sağlanıyor, makinelerin güvenliği sağlanıyor, patronun güvenliği sağlanıyor... İşçiye sıra gelince tek yapılan duvarlara “kendine dikkat et” afişleri asmak oluyor.
İşçi kolunu makineye kaptırıyor, alelacele götürüldüğü özel hastanede işyerinin kaydına da geçirilmeden tedavi ediliyor. İşçi açıkça ölüme gönderiliyor. Aileye verilen kan parasıyla olay örtbas ediliyor.
İşçi cinayetleri de böylece geminden kurtulmuş, yürüyüp gidiyor.
Yaralanan, öldürülen işçiyi sahipsiz bırakmayacağız. Sorumluların cezalandırılması için çalışacağız. Örgütlü bir işçi hareketi ile her yerde hazır olacak, her yerde hesap soracağız.
 

8.              Kadın işçilere fazladan sömürü sonlandırılacak.
GEREKÇE: Kadınları evine tıkmak, sosyal yaşamdan, üretimden koparmak gericiliğin düsturu. Ama gericiler de patronlar da kadın emeğinden vazgeçemez. Kadınlar üzerindeki baskının, kadın erkek eşitsizliğinin kârı patronlar için şu: Daha ucuza çalıştırdıkları, daha kolay baskı altına alıp ezdikleri, üstelik bazı işleri çok daha iyi yapan bir işçi kütlesi kadınlar.
İşçi ailesini zor koşullarda zar zor geçinecek şekilde tutan patronlar kadın işçilere dönük ayrımcılıkla aslında tüm işçileri eziyor. Kadın işçilere aynı iş için daha az ücret verilmesi demek erkek işçilerin de ücretleri üzerinde bir sopa sallandırmak demek. Kadın işçilerin işyerinde maruz kaldıkları kötü muameleye ses çıkarmamak, işyerlerinde patron baskısının herkes için artmasını kabullenmek demek.
Kadın işçilerin, örgütlü işçi hareketi içinde daha aktif yer almalarını sağlayacağız. İşçinin hak mücadelesinde kadınlara yönelen saldırıya birlikte direneceğiz.
 

9.               Türkiye Komünist Partisi işyeri örgütlenmelerini güçlendirecek.
GEREKÇE: Söylediğimiz her şey daha örgütlü, daha bilinçli bir işçi sınıfıyla hayata geçirilebilir. İşçinin olduğu, alın terinin döküldüğü her yerde işçi sınıfının öncü örgütlenmesi olmalıdır. İşçi sınıfının partisi, bunun gereğini yapacaktır.

 

 

Bu mücadelelerde yapacaklarımız, yayınlayıp emekçilere ulaştıracaklarımız, eylemlerimiz ve sözlerimiz EMEKÇİLERİN BİLDİRGESİ’nin devamı olacaktır.