20. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı'nda TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın konuşması

20. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı'nda TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın konuşması

Ne mutlu ki dünyada hâlâ yüz binlerce komünist var. Ne acı ki, insanlığın gündeminden sosyalizmin zorunluluğu, güncelliği çıkmış durumda. Görevimizden söz ediyoruz: Bize göre görev sosyalist devrimi, komünizm hedefini insanlığın gündemine sokmaktır. Öncelikli görev budur. Özgürlükler için, barış için, bağımsızlık için verdiğimiz mücadelelerin bu göreve bağımlı olması onları etkisizleştirmez, tersine güçlendirir.

Ekmek için, iş için verdiğimiz somut gündelik kavga aç ve işsizin olmadığı bir düzen için kavga ile neden çelişsin ki? Biri önce, diğeri sonra değil; ikisi birlikte… Yaklaşımız budur.

Geçtiğimiz yıl 100. yılını kutladığımız Ekim Sosyalist Devrimi nasıl başarılı oldu? Bu soruyu baş aşağıya çevirip, tersinden, neden uzun bir süredir yeni bir devrimci atılım gerçekleşmiyor sorusunu da sorabiliriz kendimize.

Bu türden sorulara kestirme yanıtlar vermek, karmaşık tarihsel süreçlerin ürünü olan olguları tek bir faktörle açıklamak doğru olmaz. Ancak işçi sınıfı hareketinin güncel görevlerini tartıştığımız bir toplantı sırasında bugün uluslararası komünist hareketin etkisini sınırlayan çok kritik bir soruna işaret edebiliriz.

Söylemek zorundayız ki, bugün sınıfsız-sömürüsüz bir düzen iddia ve hedefi emekçi kitlelerin algısında kayda değer bir yere sahip değildir. Sosyalizm, bir toplumsal sistem olarak bazı ülkelerde biraz daha fazla ize sahiptir, bazı ülkelerde üzeri tamamen örtülmüştür ama genel bir değerlendirme yapacaksak, sosyalizm dünyada somut bir seçenek olarak ne yazık ki hissedilmemektedir.

Bu bir durum tespitidir. Kötümserlik yaymak için değil, tersine bir tıkanıklığı aşmak için komünist hareketin görevlerine işaret etmek istiyoruz. 

Komünist Manifesto’nun yazılmasından bu yana 170 yıl geçti. Bu sürenin tamamı hesaba katıldığında, “sınıfsız sömürüsüz bir toplum” hedefi insanlığın gündeminde hiç bu kadar sınırlı bir yer kaplamamışsa, oturup düşünmemiz gerekiyor. Oysa aynı sürede burjuvazinin ilerici barutu tamamen tükendi, kapitalizm son ve emperyalist aşamasına ulaştı, sermaye düzeni insanlığa iki dünya savaşını yaşattı, “ya sosyalizm ya barbarlık” deyişi sayısız kez doğrulandı. 

Komünizmin emekçi yığınlar arasında güncel bir kurtuluş yolu olarak yeterince hissedilmemesinin bir dizi nedeni var. Ancak komünist ve işçi partilerinin görevlerini tartışacaksak, bugün uluslararası komünist harekette de bu yolun pek hissedilmediğini, programatik ve stratejik açıdan 170 yılın belki de sosyalist devrime en uzak durulan yıllarında olduğumuzu söylememiz gerekiyor.

Kapitalizmin insanlara sahte de olsa yeni bir umut üretemediği, burjuva siyasetinin yerlerde süründüğü, milyarlarca insanın çaresizlik girdabında sürüklendiği bir dönemdeyiz. Benim ülkem Türkiye’de 4 milyon göçmenin yaşadığı söyleniyor. Aynı Türkiye’den 5,5 milyon kişi ya iş bulmak için ya da siyasi nedenlerle Avrupa’ya göçmüş. Ancak bunların çok büyük bölümü Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda gibi ülkelerde mutsuz, hatta bazıları Avrupa’dan Avustralya gibi uzak ülkelere göçüyor. Bunun anlamı şudur; dünyayı savaşlarla, krizlerle, etnik çatışmalarla, milliyetçiliklerle kirleten kapitalizm büyük kalabalıkları yerinden yurdundan ediyor.

Bu noktada soru şudur: Biz ne yapıyoruz?

İnandırıcı bir seçenek, gerçekçi bir kurtuluş yolu sunmanın yolu, kapitalizmin daha az vahşi olabileceğini, emperyalizmle barış sözcüklerinin yan yana gelebileceğini, demokrasi ve özgürlüklerin adım adım kalıcı bir biçimde gelişebileceğini mi söylemektir?

Komünizm vurgusunun 170 yıl sonra ikna edici olmadığını sürekli kendimize tekrarlayıp ardından hiçbir karşılığı olmayan talep ya da hedeflerden bir strateji üretmeye çalıştıkça daha da uzak düşeceğiz sınıfsız-sömürüsüz toplum hedefinden.

Korkarım burada oldukça önemli hataya düşüyoruz. Nesnel koşullar devrimci bir yükseliş için elverişli olamayabilir, bunun bizim niyetlerimizden bağımsız olduğunu biliyoruz. Ancak devrimci dönemlerle devrimci olmayan dönemlerde birbirinden farklı programlara sahip olunması gerektiği düşüncesinin 170 yıllık zengin deney tarafından hem teorik hem ampirik olarak yanlışlandığı da ortadadır. Sosyalizmin üzerine insan hakları, demokrasi, bağımsızlık, özgürlük, barış gibi olguların gölgesini düşürüp sonra günün birinde koşullar olgunlaştığında işçi sınıfının iktidarı için vurucu hamleyi yapma düşüncesinin hiçbir geçerliliği yoktur.

Hele hele “halk sosyalizm hedefine itibar etmiyor” gerekçesini ileri sürerek daha kolay alıcı bulacak bir yol haritası çizmenin emekçi yığınları burjuva partilerine teslim etmekten başka bir sonuç vermeyeceği açıktır. İnsanlar gerçeği varsa taklitlerden uzak dururlar.

Yaratıcı olmalıyız, sekterlikten, slogancılık ve kolaycılıktan uzak durmalıyız. Çünkü yolumuz uzun, görevimiz zor. Ancak komünist ve işçi partileri olarak öncelikli görevimizin sosyalist devrimin güncelliği düşüncesinin emekçi kitleler içinde tuttuğu yeri genişletmek olduğunu unutamamayız.

Biz bir aileyiz ve bu aile, açık, dürüst, kararlı bir biçimde, yoldaşça, kardeşçe bu meseleyi tartışmalıdır. Partilerimizin içişlerine karışmamayı, birbirimizin yaptıklarına, söylediklerine duyarsız kalmak olarak anlayacaksak bu toplantıları neden yapıyoruz? Hep beraber büyük dersler çıkardık, tek bir parti bile kendi içişlerine karıştırmaz, büyük parti-küçük parti ayrımını kabul etmez. Ancak birbirimizi anlamak, birbirimizi dinlemek ve gerektiğinde yoldaşça düşüncemizi söylemek zorundayız. Her birimizin öncelikli görevi kendi ülkemizdeki mücadeleyi yükseltmek, yoğunlaştırmak elbette. Ancak her bir mücadele dünya devrim sürecinin bir parçası aynı zamanda. Birbirimizle etkileşiyoruz, bir ülkede işçi sınıfının hanesine yazılan bir başarı, diğer ülkelere örnek oluyor; tersi de geçerli. Sovyetler Birliği çözüldüğünde bunun maliyetini en fazla Sovyet halkları ödedi ama bütün dünyanın proleterleri de karşı-devrimden zarar gördü. Diyebilir miyiz, bu konu sadece Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ni ilgilendirir.

Evet biz bir aileyiz ve komünizm idealini gerçekleştirmek için komünist ve işçi partilerinde örgütleniyoruz. Güncel kavgalarımızın, ödediğimiz maliyetlerin tamamı son tahlilde bu amaçla ilgili. Ne mutlu ki dünyada hâlâ yüz binlerce komünist var. Ne acı ki, insanlığın gündeminden sosyalizmin zorunluluğu, güncelliği çıkmış durumda. Görevimizden söz ediyoruz: Bize göre görev sosyalist devrimi, komünizm hedefini insanlığın gündemine sokmaktır. Öncelikli görev budur. Özgürlükler için, barış için, bağımsızlık için verdiğimiz mücadelelerin bu göreve bağımlı olması onları etkisizleştirmez, tersine güçlendirir.

Ekmek için, iş için verdiğimiz somut gündelik kavga aç ve işsizin olmadığı bir düzen için kavga ile neden çelişsin ki? Biri önce, diğeri sonra değil; ikisi birlikte… Yaklaşımız budur.

Türkiye Komünist Partisi bu yaklaşımla mücadelesini sürdürüyor. Parti 2018 yılında yaptığı büyük örgütsel reformla, işçi sınıfı içindeki köklerini sağlamlaştırdı. İşyerlerinde kurulan parti birimleri ve yeni oluşturulmaya başlanan işyeri komitelerinde son dönemde elde ettiğimiz deney, sosyalizm hedefine bağlandığında işçilerin gündelik talep ve hedefler için mücadeleye daha büyük bir enerjiyle yaklaştıklarını kanıtlıyor. Erdoğan’ın yenilmezliği algısı karşısında çaresizleşen düzen muhalefetinin karşısında biz yeni bir Türkiye yaratırız iddiası Türkiye işçi sınıfının hızla tarih sahnesine çıkmasını elbette kolaylaştıracaktır.

Geleceğe, ortak hareketimizin geleceğine mutlak inancımızla… 

Yaşasın devrim, yaşasın komünizm, yaşasın enternasyonalizm.