Yurtdışına gidenleri ne bekliyor?

Türkiye, 2011 itibariyle OECD ülkeleri arasında en çok göç veren ülkeler sıralamasında dokuzuncu. Almanya merkezli İstihdam Araştırma Enstitüsü Beyin Göçü Veritabanı’nın hesabına göre, yurtdışında yaşayan yüksekokul ve üzeri eğitim seviyesine sahip Türkiyeli göçmenlerin sayısı son 30 yılda üçe katlanmış durumda. Üstelik artık sadece lisansüstü eğitim için değil, lisans hatta lise düzeyinde eğitim için yurtdışına gitmek diye bir gerçek var.

Son yıllarda gidenler, önceki işçi göçlerinden ya da siyasi nedenlerle yurtdışına gidenlerden farklı gerekçelere sahip. Daha iyi, daha rahat, daha özgür bir yaşam beklentisi ile gidiliyor yurtdışına. Gücü yetebilenler, ya da gitmeyi tercih edenlerin çoğu, kendisi ya da en yakınındaki bir iki kişi için bu beklentiyi ayakta tutabiliyor. Ya yalnız gidiliyor, ya eş ile, en fazla bir çocuk... Çünkü kalabalıkların köklerinden koparılamayacağının, konu komşuyu, eş dostu bir bavula sığdırıp götüremeyeceğinin herkes farkında. Çekirdek aile olarak çıkılıyor yola.

Güvensizlik, ayrımcılık, yalnızlık

Bir çekirdek olarak gidiliyor. Orada bir çevre edinilse de, ne o çevre kalıcılaşabiliyor, ne geride bırakılan memleketteki bağlar korunabiliyor. Büyük ve gelişkin ülkelerde; ama yine eninde sonunda küçük bir çekirdeğin içine sıkışarak yaşanıyor.

Ekonomik kriz, sağcılaşma, gericileşme bugün dünyanın bütün ülkelerinde az çok yaşanıyor ve faturanın büyüğü göçmenlere kesiliyor.

Yabancı bir hukuk sistemi, banka sistemi, sağlık ve sosyal güvenlik sistemi... Kağıt üstünde ve günlük hayatta onlarca farklılığa alışmak, güvenilir, tutunacak birkaç insan aramak, zaten giden kişiyi başka hiçbir şeyi düşünemeyecek kadar meşgul ediyor. En ufak bir banka hesabı açtırmak için bile, suçlu olmadığını, borçlu olmadığını, “makul” bir göçmen olduğunu ispatlamak zorunda.

Kültürel uyum problemi, genel uyumu zorlaştıran bir engel. Üstelik gidilen ülkenin toplumu tarafından “istenmeyen olma” duygusu işi daha da zorlaştırıyor. Türkiye’de göçmenlere toplumun genelinin nasıl yaklaştığını düşünün... Yurtdışında da göçmenlere toplum ortalamasının yaklaşımı farklı değil. “İşimi çalan”, “vergilerimle bakılan” ithamlarına kulak asmamak mümkün mü?

Eğer üst düzey bir eğitimi, birkaç yabancı dili, önceden bağlanmış “fiyakalı” bir işi yoksa, soluğu esnek çalışma koşullarının olduğu hizmet sektöründe alıyor göçmen. Aynı emek sömürüsü, hayat pahalılığı, geçim kaygısı devam ediyor. Dayanışma mekanizmaları ise daha gevşek, örgütlülük deseniz hangi ülkenin işçi sınıfına ait belli değil...