Suriye’de neler oldu?

 

Suriye, Sovyetler Birliği’nin çözülüşünden önceki dönemde Ortadoğu’da, sosyalist bir ülke olmadığı halde, tercihini açıkça emperyalist batı bloğunun karşısında yapmış olan nadir ülkelerden biriydi. Sosyalist bir toplumsal kuruluş hiçbir zaman Suriye’nin gündeminde olmadı ama ülke bir sosyal devlet yapılanmasına sahipti. Bu, Türkiye gibi orta gelişmişlikteki kapitalist ülkelerde uygulanan devletçilikten oldukça farklıydı.

1990’lı yıllara kadar, toplumsal adaletin kapitalist ülkelere göre oldukça yüksek ölçüde sağlandığı, özellikle eğitim ve üretimin geliştirilmesi konularında adımlar atılmış bir ülkeydi.

Üstelik, Ortadoğu’da ABD-İsrail hattının karşısında hem direnen hem de Filistin örneğindeki gibi direnişte olanların yanında duran bir ülke oldu.

Çözülen Sovyetler sonrasında çözülemeyen Ortadoğu

Sovyetlerin çözülüşünün ardından Suriye, hızla emperyalist güçlere yanaşmak gibi bir yolu seçmedi. Tersine, sosyalizmsiz dünyada büyük tehditlerle karşılaştığı halde, kendi toplumsal bütünlüğünü de koruyarak halkçı ve anti-emperyalist bir yapılanmayı sürdürmeye çalıştı.

Öte yandan, zaman zaman hükümette yer alan, bazen de açık saldırıları göğüsleyen komünistlerin de sıklıkla işaret ettikleri üzere, sosyalist ülkelere hep çok yakın durmuş olan bu ülkede iktidar emperyalizme karşı duruşu sağlama alınmış olmayan bir sınıf kompozisyonunun elindeydi.

Nitekim 2000’li yıllarda emperyalist tehditlere karşı BAAS yönetiminin alabildiği en büyük önlem farklı yabancı sermaye gruplarını ülkeye davet etmek oldu.

Japon ve Fransız şirketlerinden beklenen barış kalkanı

Japon, Fransız, Alman ve Rus şirketleri Şam’da ışıltılı tabelalarla boy gösterirken, bunun Suriye’nin emperyalistlerle “barış içinde” bir arada yaşamasına olanak sağlayacağı var sayıldı.

2007 yılında Şam’a yüksek tepe Kasyun’dan bakıldığında görülen yeşil lambalı camiler denizinin Suudi’lerin desteği ile inşa edildiği iddia ediliyordu. Yabancı sermayeyi çekmek ve uluslararası sermayenin hasmane tutumlarını gemlemek için atılan adımların, ülkedeki gelir dağılımına olumsuz etkileri oldu. Bir kısmı devlet içindeki bağlantılarını istismar eden yeni zenginler ortaya çıkmaya başladı. Bağımsızlıkçı, yurtsever karakterini koruyan ama piyasa gerçeklerine de yavaş yavaş ısınan bir eğitimli genç profesyonel kuşağı da yine bu sırada gelişti.

Tüm bu adımların olumsuz ve olumlu etkileri oldu. Yoksul halkın geçmişte yanında durduğu devlete dönük itirazları ve talepleri arttı. Yeni zenginler, daha sonra muhaliflerin de kullandığı bir toplumsal güvensizliği besledi.

Öte yandan, Suriye farklı sermaye grupları ile girdiği ilişkilerle zaman kazandı. Emperyalizmin kışkırttığı kimi siyasal gruplar ortaya çıktı ama geniş ölçekte toplumsal birlik korundu.

Suriye bu dönemde ilk ciddi tehditle 2007 yılında karşılaştı. İsrail savaş uçaklarının Suriye sınırlarına dönük taciz operasyonları gibi kışkırtmalarla birlikte Suriye’nin ABD için Irak’tan sonraki hedef haline geleceği konuşulmaya başlandı.

2008 yılında İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’la karşılaştığı girişimleri hüsranla sonuçlanınca Suriye bir açıdan güç kazanıp rahatlamış bir başka açıdansa saldırıya daha açık hale gelmiş oldu.

Türkiye’nin bu aşamada Suriye’yi emperyalistlere “bağlamak” ve olası emperyalist operasyonda alacağı rol için hazırlık yapmak çift yönlü amaçlarıyla yaptıkları biliniyor.

2011 yılı başlarında Suriye’de ilk sokak hareketleri yaşandı. Güneydeki Dera kentinde bazı gençlerin tutuklanması ile başlayan olaylarda yaşanan polis şiddeti hızla yayılan ve sertleşen protestolara neden oldu.

Bu protestolara başlangıçta memnuniyetsiz halk kesimlerinin de itibar ettiği, komünistlerin bile 2011 baharında protestolarda dile getirilen bazı taleplere hak verdiği biliniyor. Öte yandan durum çok kısa sürede değişti. İslamcı örgütlerin kışkırttığı gruplar, sokak eylemlerinin sertleşmesine neden oldu. Bunun sonucuysa halkın çok kısa sürede “protesto” ve “muhalefet güçlerinden” uzaklaşmasıydı.

Bu aşamada ülke yönetiminin kışkırtmaları sertlikle bastırmak yolundan uzak durduğu bugün biliniyor. Tersine, sokaklarda kanlı görüntüler oluşturarak yabancı haber ajanslarına görüntüler servis etmek, işgal heveslisi emperyalistlere koz çıkarmak İslamcı muhalefetin işi oldu. Silahlı çatışmaların başladığı dönemin ilk ayında 88 asker öldürülmüştü.

Suriye’de emperyalist işgale ve dış müdahaleye gerekçe oluşturmak üzere başlatılan hareket, toplumun geniş bir kesimini Baas yönetimine yakınlaştırırken, çevredeki güçlerin de devreye girmesiyle bizzat bir iç savaş gücüne evriltildi.

“Zalim Esad’ın bastırdığı masum halk gösterileri” hikayeleri tutmayınca dünyanın dört bir yanından silah ve asker sağlanan halk düşmanı İslamcı kalkışma başlamış oldu.