Burjuvazinin sınıfsal çıkarları salgınla mücadeleye engel oluyor

 

Covid-19 salgını Ocak ayı başında Çin’de patladığında büyük bir paniğe de yol açtı. Nedeni bir yandan hızla ilerleyerek çok sayıda ölüme neden olması bir yandan da tedavisinin ve aşısının bulunmamasıydı. Öte yandan, insanlığın çok eski çağlardan beri büyük salgınlar yaşamış olması bu salgında ne yapılması gerektiği konusunda da birikim sağlamıştı.

Salgınla mücadelenin temel kuralları: Karantina, izolasyon, bireysel önlem

Salgını bitirebilmek için toplumsal ve bireysel önlemler birlikte ele alınmalıydı.

Toplumsal önlemler vakaların tespit ve izole edilmesi, hastalığın en az bir kuluçka süresi kadar tam karantina uygulanması, yani sağlık, enerji gibi kritik olanlar dışındaki tüm sektörlerde üretimin durdurularak, insanların evlerine kapanması iken; bireysel olanları maske, mesafe, hijyen kurallarıydı.

Virüsün insandan insana dolaşımı ve genetik değişimi ancak bunların uygulanmasıyla önlenebilirdi.

Kapitalist ülkelerdeyse toplumsal önlemleri hayata geçirmenin önünde iki engel bulunuyordu: Burjuvazinin ne olursa olsun para kazanma hırsı ve salgınla mücadelenin zorunlu kıldığı merkezi organizasyon konusundaki yeteneksizlik.

Dolayısıyla kapitalist ülkeler toplumsal müdahaleleri önemli derecede bir kenara bırakıp, bireysel önlemleri ön plana çıkarmakla yetindiler ve salgının yol açtığı felaketlerin sorumluluğunu da önlemlere yeterince riayet etmemekle itham ettikleri vatandaşlarına yüklediler.

Kapitalist ülkeler karantinayıhayata geçiremediler

Yukarıda da değindiğimiz gibi karantina tam olmalıydı. Yalnızca toplu tüketilen yerlerin kapatılması yetmez, salgının sünmesine yol açar, bitirilmesini olanaksızlaştırırdı. Bu nedenle üretim de durdurulmalıydı.

Üstelik tam karantina uygulamamanın yol açacağı sünme hali, bir süre sonra toplumu yorarak, bıktıracak ve bireysel koruyucu önlemler noktasında da lakaytlığa yol açacaktı.

O nedenle mücadele en kısa süre içinde sonuç alacak şekilde planlamalı, önlemler katı şekilde hayata geçirilmeliydi.

Ama bu zorunluluklar burjuvazinin sınıfsal çıkarlarıyla hiç uyuşmuyordu. Zira burjuvazi para kazanmak istiyordu ve bu da her ne olursa olsun üretimin devam etmesi şartına bağlıydı.

Sonuç olarak kapitalist ülkelerin hiç birisinde karantina gerektiği gibi olmadı. Üretim devam etti. Böyle olunca virüsün yayılması bakımından en elverişli ortamı sağlayan toplu taşıma işi de sürdü. Otoriteler, bilim kurulları maske, mesafe, hijyen kurallarından dem vururken emekçiler yığınlar halinde otobüslere, metrolara binmek ve işyerlerinde sağlıksız koşullarda çalışmak zorunda kaldılar.

Öyle ki ülkemizde sokağa çıkma yasaklarının olduğu hafta sonlarında bile patronlar valiliklerin özel izinleriyle işçileri çalıştırdılar.

Kapitalist düzen toplumsal ihtiyaçlarıkarşılayacak merkezi organizasyonu yapamadı

Öte yandan tam karantina uygulaması eve kapatılan toplumun günlük ihtiyaçlarının düzenli şekilde karşılanması açısından merkezi bir organizasyonu gerektiriyordu.

Hanelerin günlük gereksinimleri saptanmalı ve zamanında tedarik edilmeliydi. Tam bir merkezi planlama ve faaliyet gerektiren bu iş kapitalist sistemin özüyle hiç uyumlu değildi.

Zira bir yandan halkına karşı sorumluluk hisseden güçlü bir iktidar ve bir yandan da örgütlü bir toplumsal yapı gerektiriyordu.

Kapitalist sağlık sistemleri salgın döneminde tam anlamıyla çöktü

Virüsün yol açtığı ölümler de fazlaydı ve bu somut durum hastane ve yoğun bakım hizmetlerine olan gereksinimi de had safhaya çıkarıyordu. Bunlar pahalı hizmetlerdi. Kapitalist ülkeler ise 1990’lardan beri sağlık sistemlerini piyasalaştırmışlardı ve personel ve hastane yatağı sayıları bile böylesi olağanüstü durumlarla baş etmek bakımından yetersizdi.

Birinci basamak sağlık hizmetleri on yıllardır tedaviye odaklı bir yapıda organize edildiğinden filyasyon çalışmaları, hastaların evde takibi gibi temel sağlık hizmetleri neredeyse hiç yürümedi.