Boyun Eğme 229

 

‘Oyuna gelmeyelim’ dediler, neredeyse zil takıp oynayacaklar

“Bu halk sana boyun eğmez” demiştik. Amerikancı, İslamcı, piyasacı iktidarın ülkeye deli gömleği giydirmeye çalıştığı günlerden birisiydi. Türkiye, bir komşu ülkede savaş kışkırtıcılığıyla macera arıyordu. Şam’da zafer namazı kılacaklarını söyledikleri günlerde destek verdikleri cihatçıların bombaları Diyarbakır’da, Ankara’da, Reyhanlı ve Cilvegözü’nün sınır kapılarında patlıyordu.

Kürtaj yasakları, kadınları aşağılayan güya ahlakçı söylevler, çocuk istismarını teşvik eden vaazlar yükseliyordu, uzun süre toz kondurmadıkları cemaatle araları yavaş yavaş açılmakta olsa da, gerici saldırılarda birlik oluyorlardı.

Bu halk boyun eğmeyeceğini gösterdi.

Büyük halk direnişi patlak verdi. Mesele gerçekten de ne Gezi Parkı’ydı, ne de “üç beş ağaç”. Türkiye’nin her yerinde gericiliği, savaş çığırtkanlığını ve sömürü düzenini karşısına alan kitlesel eylemler yaşandı. Fethullahçılar gazeteleri Zaman aracılığıyla halk direnişlerini karalıyor, bir yandan ortakları AKP’nin zayıflamasına sevinirken, bir yandan ayağa kalkan halkı terbiye edip, yerine oturtmaya çalışıyorlardı.

Sonra 17 – 24 Aralık geldi.

İki şey çok açıktı: Fethullahçı polisler eski ortaklarının kirli çamaşırlarını ortaya dökmek için harekete geçmişti, bu bir. Ve AKP iktidarı altında korkunç bir yozlaşma ve soygun düzeni kurulmuş, iktidardakiler hiç sonu gelmeyecek diye düşündükleri bir sefahat içinde yaşıyordu, bu iki.

AKP iktidarının bütün kirli çamaşırları dökülürken, düzen muhalefetinin yeni oyun planı da ortaya çıktı.

AKP sandıkta götürülecekti!

AKP iktidarına son verecek bir seçim, herkesin kulağına hoş geliyordu ama mesele bundan ibaret değildi.

Düzen muhalefeti, AKP’yi sandıkta götürmenin şartlarını da sıralıyordu. Birincisi, halk uslu duracaktı. Provokasyona (!) gelmeyecek, “seçimleri iptal etmek için iç savaş bile çıkartır bunlar” denilen AKP’nin huzuru bozmasına izin vermeyecekti. İkincisi, öyle her konuda da muhalefet edilmeyecekti. Düzenin, hatta AKP iktidarının gölgesinde yetişmiş siyasetçiler AKP’ye sandıkta darbeyi vuracak kahramanlar olarak kabullenilmeliydi!

AKP’yle köşe kapmaca oynayanlar, onu geriletmek hatta iktidardan indirmek konusunda samimiydi elbette! Ama bu oyunda halka yer yoktu. Düzenin temellerinin sorgulanmasına yer yoktu. Hatta yıllarca AKP’nin “hain planları” olarak görülmüş bazı uygulamalardan geri dönüşe de yer yoktu.

AKP’nin sonu sandıktan çıkacaktı. Peki sandık nereden çıkıyordu?

Milyarderlerin elindeki televizyon kanalları, satın alınmış kalemler, düzen partilerine devlet kasasından akıtılan trilyonlar ve 12 Eylül’den beri hiç vazgeçemedikleri seçim barajları bu sorunun yanıtını veriyor aslında.

Sandık, örgütlü bir halk hareketinin yokluğunda sermayenin elinden çıkıyordu.