Paramızın değer kaybına karşı ne yapmalı?

Paramızın değer kaybına karşı ne yapmalı?

Bizi emperyalist operasyonlara, bir günde yüzde 20'ye yakın yoksullaşmaya, açlığa, işsizliğe mahkum eden bu düzene karşı ayağa kalkalım. Sömürü düzeninde bize rahat yok. Sömürü düzeninde huzur, barış, refah, bolluk hayaldir. Sömürü düzeni küçük bir azınlığın sefasıdır. Bu düzen bir an önce yıkılmalıdır.

 

DAHA FAZLA ALDATILMAYALIM

Ülkemiz uluslararası tekellerin, adını okumakta zorlandığımız şirketlerin ve bankaların oyun alanı haline getirildi.

Bu, uygulanan liberal ekonomi politikaları sonucunda oldu.

“Ucuz işgücü var bizde” diyerek çağırdıkları yabancı sermayeye alın terimizi peşkeş çektiler.

“Orman yakarız, dereleri zehirle doldururuz kimse hesap sormaz” diyerek doğal kaynakları talan ettiler.

Doğayı ve toplumsal kaynakları sınırsızca yağmalayarak büyük kârlar getiren bir borç ekonomisi kurdular ve bunun büyümesi ile övündüler.

Bu çürük büyümenin ardından freni patlayan araba gibi süratle duvara çarpacakları belliydi.

ABD’nin alçakça müdahaleleri olmasaydı da Türkiye ekonomisi krize sürüklenecekti.

Yıllardır komünistler Türkiye ekonomisinin kırılganlaştığını söyledi durdu. Kırılganlık nedir? Kırılganlık hassaslıktır, olumsuz gelişmeler karşısında dirençsizliktir.

Geleceği olmayan, kaynakları kurutarak sürdürülen ve her gün biraz daha bağımlı hale gelen sömürü düzeni kırılgandır.

Sömürü düzeni Türkiye’yi savunmasız hale getirmiştir.

 

SUÇLUYU BİLELİM

Türk lirasının değer kaybının sorumlusu olarak ABD yönetimi gösteriliyor. Bu doğrudur. ABD emperyalist sistemdeki egemenliğini sürdürmek için savaşlar, darbeler, işgaller kadar ekonomik yaptırımlara, hatta sabotajlara da başvurmaktadır.

Ancak bugünkü krizin sorumlusu olarak tek başına ABD gösterilemez.

AKP hükümetinin bugünkü krizde sorumluluğu olduğu doğrudur. 16 yıldır iktidarda olan AKP’nin ekonomi politikaları sömürüyü, yağmayı, talanı, adaletsizliği pekiştirdi. Bunun ötesinde, ülkeyi derin bir krize doğru sürükledi. Ancak yaşanan krizin bütün suçunu AKP Hükümetine yükleyip işin içinden çıkmak doğru değildir.

Gerçek suçlu, gözü kârdan başka bir şey görmeyen sermaye sınıfı, sömürü üzerine kurulu bugünkü düzendir. Ekonomimizin toplum ve ülke çıkarlarına göre değil, küçük bir azınlığın zenginleşmesi üzerine kurulmasının doğal sonucu ardı ardına gelen krizlerdir.

 

EMPERYALİZME KARŞI DURALIM

Türkiye NATO üyesidir. Türkiye’de ABD’nin askeri üsleri ve askerleri bulunmaktadır. Türkiye Suriye başta olmak üzere birçok ülkede ABD ve diğer emperyalist ülkelerle birlikte askeri operasyonlar yapmaktadır. Düne kadar Türkiye’de siyasi iktidar ABD ile stratejik ortak olmakla övünüyordu. Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini bir ulusal bayram havasında yaşayan da AKP iktidarıydı. Komünistler bugün olduğu gibi dün de NATO’ya, Avrupa Birliği’ne, yabancı üslere karşı duruyor, mücadele ediyordu.

Emperyalizmle pazarlık yaparak mücadele edilmez. Ülkeleri bir gün dost, bir gün düşman ilan ederek “bağımsız” olunmaz. Türkiye AKP tarafından emperyalist sistem içindeki büyük bir kavganın kilit ülkesi durumuna getirilmiş ve her tür askeri-ekonomik-siyasi operasyona açık hale gelmiştir. “Serbest piyasa”yı kutsal sayan, NATO’ya üye, Avrupa Birliği’ne aday üye, ekonomisi kırılgan bir ülke bu operasyonlar karşısında savunmasızdır. Halkımız emperyalizme karşı topyekun ayağa kalkmalı ve “aman ABD ile ilişkilerimiz bozulmasın” diyen patronlara “bu ülkeyi size bırakmayacağız” demelidir.

 

BİZDEN FEDAKARLIK BEKLEYENLERİ DİNLEMEYELİM

Türkiye’de emeğiyle geçinenler, ücretliler yoksuldur, her gün işten çıkarılma tehdidi ile karşı karşıyadır. Şimdi “hepimiz aynı gemideyiz” denerek halkımızdan fedakarlık yapması isteniyor. Önümüzdeki günlerde “istikrar paketleri” birbiri ardına açıklanacak. Uluslararası tekeller, patronlar bir yandan ağlaşarak fedakarlık çağrıları yaparken, bir yandan keyiflegemilerini yüzdürmeye devam edecek! Türkiye’yi bu hale getiren, servetlerine servet katanlar şimdi açıkça “krizi fırsata çevirmeye” koyulmuş durumda. Bunlar için ekmeğimizin daha da küçülmesine, çalışma koşullarının daha da kötüleşmesine göz yumamayız.

Bugün işçiler, emekçi halk toplumun en savunmasız, en örgütsüz kesimidir. Patronlar ve patron hükümeti krizin yükünü çalışanlara yüklemek isteyecek. Buna karşı örgütlenmek zorundayız.

“Örgütlü bir halkı hiçbir güç yenemez” sözü ciddiye alınmalıdır. Ve bilinmelidir ki örgütsüz bir halk, yoksullaşmaya mahkûmdur.

 

DAYANIŞMA KÜLTÜRÜNÜ ÖRELİM

Yoksulluğun ve işsizliğin karşısına her yerde örgütlenerek çıkalım. Ücret kesintilerine karşı örgütlenelim, çalışma saatlerinin uzamasına karşı örgütlenelim, işten çıkarmalara karşı örgütlenelim.

Yoksulluk, emeğiyle geçinmek, alın teri akıtmak utanılacak bir şey değildir. Tersine, başkalarını sömürerek, toplumsal ve doğal zenginlikleri yağmalayarak zenginleşmek arsızlıktır, suçtur. Halkımızın en güzel değerlerinden olan ama paranın saltanatı altında üzeri örtülüp unutturulan “dayanışma kültürü”nü yeniden canlandıralım.

Komşumuzun yoksulluğuna, iş arkadaşımızın işten çıkarılmasına duyarsız kalmayalım.

Patronlar birbirleriyle kenetleniyor, ellerinde siyasi iktidar var; bizim tek güvencemiz birlikteliğimiz, dayanışmamız.

 

DÜZEN DEĞİŞİKLİĞİ EN DOĞAL HAKTIR

Türkiye Komünist Partisi, 24 Haziran seçimlerinden önce “büyük bir kriz geliyor, hazır olalım” diyordu.

Haksızlıklara karşı, krizin yükünü işçilere ve halka bindirme girişimlerine karşı örgütlenelim, mücadele edelim.

Daha önemlisi bizi emperyalist operasyonlara, bir günde yüzde 20'ye yakın yoksullaşmaya, açlığa, işsizliğe mahkum eden bu düzene karşı ayağa kalkalım. Sömürü düzeninde bize rahat yok. Sömürü düzeninde huzur, barış, refah, bolluk hayaldir. Sömürü düzeni küçük bir azınlığın sefasıdır.

Bu düzen bir an önce yıkılmalıdır.

Patronların saltanatı sonlanmalıdır.

 

Türkiye Komünist Partisi
13 Ağustos 2018

İndir
Sıra: 
1