Eşitlik mi? Özgürlük mü?
Parti’nin geçtiğimiz ay yayınladığı Özgürlük Bildirgesi’ne iki biçimde yaklaşabiliriz. Bunlardan birincisi, partinin gerici yobaz kuşatmadan çekindiği ve liberal cenahtan gelen saldırılara teslim olduğunu iddia etmektir. Bu sadece partiyi tanımamak ve güvenmemek değil, siyasal olarak körleşmektir. İkinci ve doğru yaklaşım ise partinin son derece cüretli bir adım atarak liberal kuşatmaya meydan okuduğunu görmek ve bu çıkışı güçlendirmek için katkı koymaktır.
Geçtiğimiz ay partimizin önemli çıkışlarından birisi Özgürlük Bildirgesi oldu. Bu çıkış partinin hem içinde hem çevresinde önemli bir etki ve tartışma yarattı. Yaz sıcaklarının en yoğun olduğu dönemde partili arkadaşlarımız ve dostlarımızın bu çıkışı etkin bir biçimde tartışmasını, en başta bir sağlıklılık belirtisi olarak kabul etme taraftarıyım. Bu tartışmaya katkı olması için, “hassas konular bunlar”da eşitlik ve özgürlük başlığını ele almanın uygun olacağını düşündük.
Kavgamızın abecesi: Eşitlik ve özgürlük
“TKP’nin amacı ne?” veya “Ne için mücadele ediyorsunuz?” gibi sorulara verilecek en kısa cevap herhalde “eşitlik ve özgürlük” olacaktır. Başka bir açıdan bakarsak, sosyalizmi tanımlamanın en kolay ve en doğru yollarından birisi, eşitlik ve özgürlük ile giriş yapmaktır. “İnsanların eşitçe ve özgür yaşaması için mücadele ediyoruz” dememiş veya buna benzer bir cümle kurmamış bir komünist olamaz.
Sanırım yukarıdaki cümleler, eşitlik ve özgürlük kavramlarının mücadelemiz açısından önemini vurgulamak için fazlasıyla yeterli. Fakat başka pek çok kavram gibi, eşitlik ve özgürlük de sınıflar üstü bir anlam taşımaz. Tarihin çeşitli dönemlerinde, farklı toplumlarda, sınıfsal ve tarihsel etkilerle belirlendikleri, başlarken mutlaka yazılması gerekenler arasındadır. Buradaki hassas noktalardan birisi, kavramların anlam ve içeriklerinin şekillenmesi ile mücadele süreci arasındaki ilişkidir. Şöyle söylemek de mümkün, her iki kavram da duvara asılı resim değil, yani bir kez ortaya konulduktan sonra yüzlerce yıl değişmeden kalmaz.
Bir önemli noktanın daha altını çizerek devam edelim. Eşitlik ve özgürlük Marksizmi önceleyen kavramlardır. Her iki kavramın burjuvaziyle ve burjuva devrimleriyle etkileşimi son derece önemlidir. Yukarıda bizim için anlamlarına ilişkin söylediklerimize eklenebilecek olan, Fransız Devrimi’nin bayrağında taşıdığı üç rengin eşitlik, özgürlük ve kardeşliği simgelendiğinin hatırlatılmasıdır. Burada önemli olan nokta, sürdüreceğimiz tartışmanın kendiliğinden Marksist bir eksene oturmayacağını görmektir. Bunun için özel bir hassasiyet gösterilmelidir. Sanırım atılacak ilk ve en önemli adım, eşitlik ve özgürlük kavramlarının birbiriyle ilişkisini kopmaz bir bağ ile tanımlamaktır.
Eşitlik bizim, özgürlük liberallerin mi?
Buraya kadar söylediklerimiz bir zemin ve parti basınında sık sık vurguladığımız, soyut bir özgürlük tartışması yürütmenin sınırlarına vurgu yapma eğilimimize paralel.
Peki, neden şimdiye kadar eşitlik-özgürlük bağında altını daha fazla çizdiğimiz taraf eşitlikken, şimdi bir Özgürlük Bildirgesi ilanına ihtiyaç duyduk?
Siyasal veya ideolojik düzlemdeki kavgalar her zaman hatta henüz iktidar değilseniz çoğu zaman sadece sizin istediğiniz eksende ilerlemez. Bir tespitte ortaklaşmak durumundayız, reel sosyalizmin önemli bir güç olarak var olduğu dönem dâhil olmak üzere, emperyalist-kapitalist sistemin sosyalizme dönük en önemli saldırılarından birisi özgürlükler alanındandır.
“Demir perde ülkeleri” tanımı, sözde özgürlüklerin kısıtlandığı sosyalist ülkeler için kullanılırdı. Şimdi çok komik gelen pek çok iddianın milyonlarca insanı etkilediğini unutmamak gerek. Emperyalistler, elbette başka önemli silahların yanında “özgürlük” üzerine kurdukları egemenlik ile Sovyetler Birliği ve sosyalist sistemi baskı altına almayı başardılar. Sosyalizmin uzun yıllar sonra ilk defa bir gerçek sıkışmayı ve ardından açık bir yenilgiyi aldığı önemli bir alan özgürlük başlığıdır.
Bu saldırı, sosyalizmin özgürlükçü olmadığı iddiasıyla sınırlı kalmamış, hemen buna paralel biçimde, “bütün insanların bir ve benzer olması” gibi saçma bir suçlama eşliğinde eşitlikçiliğe dönük kapsamlı bir saldırı örgütlenmiştir.
Özetle önce özgürlük, ardından eşitlik üzerinden sosyalizme yönelik bir saldırı sürmüş, sadece sosyalist ülkelere değil bir bütün olarak sosyalizm mücadelesine ağır bir darbe vurulmuştur.
Bizim iddiamız elbette bunun geçici bir yenilgi olduğudur, bununla beraber hem eşitlik hem de özgürlük alanlarından bir karşı saldırı örgütlenemediği sürece yenilginin geçiciliği bir iddia olmanın ötesine geçemeyecektir.
Burada bir ara not olarak söylenecek olan, sosyalizmin geri çekilişinin biricik faydasının sosyalizmin bir güç olduğu dönemlerle, olmadığı dönemler arasındaki farkı görme olanağı yarattığıdır. Özgürlükler başlığına da bu açıdan bakmak için bolca yeni verimiz var. Örneğin sosyalizmin olduğu bir dünyada, Irak’a özgürlük getiren tecavüzcü ABD askerleri görmek pek mümkün olmazdı!
Sosyalizm özgürlükler alanından çok geri tezlere rağmen fazlasıyla kolay geri basmıştı. Örneğin çok özgürlükçü olmakla övünen liberal kalemşorların sıklıkla tekrar ettikleri, “bir kişinin özgürlüğü başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde biter” tanımına bakalım. Sağlıklı bir yaklaşım bu tanımın daha temelden yanlış bir kalkış noktasına sahip olduğunu hemen görecektir. Özgürlüğümüzün başkalarının özgürlüğü ile çeliştiğini ve bu nedenle sınırlandırılması gerektiğini merkeze almak, özgürlüğü bir biçimde “özel mülk” olarak tanımlamaktır. Biraz kabalaştıracak olursak, ortada duran sabit büyüklükteki özgürlükler toplamı, çeşitli kişilerce paylaşılır!
Birisi fazla özgür olursa diğerleri az, birisi az özgür olursa da siz fazlasıyla özgür olabilirsiniz!
Liberallerin özgürlük tartışmalarının süsünü atın geride kalacak olan bundan ibarettir.
Eşitlikten anladıkları (veya anlattıkları) tek şeyin, bütün insanların yoksullaştırılması olması da benzer bir akılsızlığın ürünüdür. Oysa biraz akıl yürütmeyle örneğin yaratıcılığın çok yönlü gelişebilmesinin, insanların en alt seviyede eşitlenmesiyle değil, hep beraber mümkün olan en ileri noktada bir tutunma noktası oluşturmasıyla sağlanabileceği görülebilir.
Üstelik eşitlik ve özgürlük; toplumsal bir canlı olan insan içinse, gerçek karşılıklarını toplumsal anlamlarıyla bulur. “Birey” ancak ve ancak gerçek bir eşitliğin olduğu koşullarda özgürleşebilir, kapitalizmin tek tipleştiriciliğinden kurtuluşun başka bir yolu yoktur.
Özgürlükse, buyrun özgürlük!
Kimi güncel açılımlar üzerine tartışırken daha genel değerlendirmelerimizi bir an bile olsa unutmak ciddi bir eksikliktir. Örneğin, özgürlük başlığı üzerine konuşacaksak, sosyalizmin uluslararası alanda uğradığı saldırı ve aldığı ağır darbe bir yana, yakın dönemde Türkiye somutluğunda gericilik eliyle emperyalizmin ciddi bir operasyon gerçekleştirdiğini unutmamak gerekir. Üstelik bu sürece karşı, bir dönem kendisini hissettiren, kapitalizm içi dirençler artık tam boy iflas etmişken; gericilik ve emperyalizm, bu saldırısını değişim, gelişim, demokrasi, özgürlük vb. süslü laflarla hayata geçirirken…
Ülkemiz emperyalizm güdümündeki bir gericiliğin karanlık ağı ile örülmektedir. Bu koşullarda, sosyalizmin tek gerçek kurtuluş anlamına geldiğini gündelik mücadele konusu haline getirecek müdahaleler yapmaya çalışıyoruz. Bunun yollarını arıyoruz.
Ülkemizde sosyalist hareketin, yeni bir düşünce atağını gerçekleştirmesi; toplumun yitirilmiş umut, inanç ve güven duygusunu daha güçlü ve kuşkusuz daha derinlikli bir şekilde yeniden kazanmasının ana halkasıdır. Bunu yaparken, mevcut durumu mümkün olduğunca açıklamaya ve anlaşılır kılmaya çalışmak zaten bir zorunluluk. Fakat ikna edici, inandırıcı ve mutlaka ileri bir gelecek projesi ile beraber…
Ülkemiz her şeyi ile yeniden yapılandırılırken, ilkelerimizi ve değerlerimizi kendi derinliğimizde harmanlamayı başarmak zorundayız.
Özgürlük alanı da bu savaşın önemli muharebe sahalarından birisidir. Bakmayın siz bugün liberallerin, patronların, yobazların özgürlükçü kesildiklerine. Onların biricik amacı insan aklının özgürleşmesine ket vurmaktır ve yasakçılığa mahkûmdurlar.
Özgürlük ve özgürlükçülük kavramlarını gerici ideolojinin kirletmesine izin vermemek, ülkemizin geleceğinin karartılmasına izin vermemenin önemli bir adımı olacaktır.
(Komünist’in Ağustos 2009 tarihli 328. Sayısında yayınlanmıştır.)









