Besin zehirlenmeleri artık gündelik yaşamımızın bir parçası oldu. Bozulmuş, günü geçmiş gıdaların insan yaşamını hiçe sayan patronlarca yemekhanelerde işçilere yedirilmesi ya da orduya uyanık bir tüccarın sattığı bozuk etlerin askerlere yedirilmesi gibi nedenlerle yaşanan zehirlenmeler sıradanlaştı. Şimdi buna market raflarından saldıran zehirler eklendi. Birkaç gün içinde ıspanaktan zehirlenen yüzlerce kişi hastanelere akın ederken, “yediği nardan ölen küçük kızın” haberi gazete sayfalarına düştü. Zehirlenme nedeni hakkında resmi gayriresmî çok şey söylendi. Tüm söylenenler aslında aynı noktayı işaret ediyor: Bir, ülke tarımı çöktü. Nehirleri bile zehirlediler ve çiftçinin tarlasını suladığı, ürününü yıkadığı su bile zehirli. Çiftçiliği öldürdüler ve şimdi üç kuruş daha kazanabilmek için olmadık böcek zehirlerini, düşüncesizce kullanan üreticilerle, üreticiden aldığı ürün bozulmasın diye olmadık kimyasallar kullanan aracıların elindeyiz. İki, “devlet küçülsün” diye diye denetimsiz bir piyasa yarattılar. Üretim denetlenmiyor, ürün denetlenmiyor, market bile denetlenmiyor. Üç, kimse hesap vermiyor! Denetimsizliğin hesabını vermesi gerekenler yurttaşlara kızıyor: Aldığınız sebzeyi iyice yıkamazsanız, ıspanağı ayıklamazsanız böyle olur diye...